1 Ekim 2013 Salı

panayır

Panayırın orta yerinde bana bakiyordu. Etrafindaki renklere inat simsiyah bakıyordu. Elbisesi eskiciden mi çöpten mi bilinmez. Saçları acimasızca kıvırcık...
Yaklasti. Yaklastim. Felaketime yaklaştığımı bilmeden adımlar birbiri ardına geldi.
Uzun uzun baktı gözlerime. Gözlerime uzun uzun bakan adamlardan hep cekinmisimdir. Ama daha fazla çekindiğim bir şey varsa o da gözlerime uzun uzun bakan kadınlardır. Annemle ilgili psikolojik bir zımbırtı olsa gerek. Biraz narsistik biraz psikopatolojik... Neyse. Ben ellerimi koyacak yer bulamazken onun miknatis gibi gözleri, cekingenliğime baskin geliyor; gozlerimi kacirmama engel oluyordu. Kadinlar arası rekabete girseydik daha ilk dakikadan bir-sifir yenik olurdum. Neyse ki tanıdığım hiçbir kadina benzemiyordu. 
Biraz daha yaklaştı. Kokusunu artik çok rahat alabiliyordum. Çürük ve küf kokusu karışımı, biraz da rutubet kokuyordu. 
Daha da yaklaştı. Artık nefesi ensemdeydi. Dudakları neredeyse kulaklarıma dokunuyordu. Ağzından çıkacak kelimeleri soluğumu tutmuş bekliyordum. O'ysa bana nispet yaparmışçasına sakin nefesler alip veriyordu. Birden gülmeye başladı. Kulağımın dibinde sinirimi laçka laçka eden kahkahalar atıyordu. Ne bir adım geri çıkabiliyor ne ağzımı açıp bir şey söyleyebiliyordum. Kim bilir ruhunun hangi çiziğinden çıkıp gelen histerik kahkahaları başladığı gibi bir anda bitti. Artık gerçekten sinirlenmiştim. "Delinin teki işte. Zaten her deliye romantizm yüklemezsem olmaz." Tam suratıma soğuk bir ifade yerleştirip yoluma devam edecektim ki sağımdaki dükkanin camindan kendi yüz ifademi gördüm. Dehşet kelimesi benim için ilk kez somutluk kazanmıştı. Kafasını geriye çekti, şimdi tekrar karşımda buz gibi bir ifade ile duruyordu. Arkasını döndü, yürümeye başladi. Buraya kadardı. Oyun oynamak istiyorsa oyanayacaktık. Tek kelime etmeden o önde ben arkada belki on dakika yürüdük. Kafamdaki tek bir düşünceyi yakalayamıyordum. Tek isteğim onun yanında olmakti. Hayatım boyunca beklediğim gizem bugün karşıma çıkmıştı işte. Beni sarıp sarmalaması için yalvarabilirdim ona. Bütün hikayesini en baştan birlikte yazmayı teklif edebilirdim. Ayrılmaz ikili olabilirdik. Soranlara "ya evet biraz değişik bir tip. Onu da öyle seviyoruz" derdim. Düşünceler hızla akarken biz de ışıkların ortasina, kalabalığın kalbine akıyorduk. Yüzlerce boyalı yüzün, binlerce kahkahanın arasından bilinmeze ilerliyorduk. Kahkahası gibi yürüyüşünü de bir anda kesti. "Bu kadının her şeyi ani herhalde" dedim. 
- Bir şey düşünmeye vakit yok, dedi.
ilk kez sesini duymuştum. Beklediğimden cok daha tiz bir sesi vardi. Beni duymuş olduğundan şüphelenerek, biraz ürpertiyle baktim yüzüne. Devam etti;
- Her edimimi düşünerek yapmaya kalksam, hangi ara yasamaya vakit bulacağım?
- Aynı anda...
- Efendim? 
Bir anda cıkışmıştı. "Sesim çıkmıyor, amma eziklendim"
- Öhömm. Aynı anda yapabilirsin. Sonuçta düşünmek için ekstra efor sarfetmezsin. 
Sesim güçlü çıksın diye özen göstermiştim.
- Düşünmek efor istemiyor mu? Ne kadar safsın. Yok, hayir, yok yok kızmıyorum. Her şeyden biraz cağının altın cocuklarısınız.
Kafasını yana sallıyor, garip bir şekilde yukarı kaldırıyor, hızla indirip yüzüme bakıyordu. Devam etti; 
- Bilgiyi extacy niyetine
  sanatı ağrı kesici niyetine atıyorsunuz günde birkaç doz.
  doz aşımı yaşamamak adına serçe adımlarıyla yürüyorsunuz.
Hakaret mi ediyor şimdi bu? Sesimin özellikle alaylı çıkmasına özen göstererek;
- Sen öyle yapmıyorsun o zaman..?
- Öyle yapsam boş alan bol olurdu. O zaman da bütün hareketlerimi ölçerek yapardım. Tıpkı senin gibi. Ses tonumu ayarlardım mesela konuşmaya başlamadan önce.
Yıldırım çarpmışa dönmüştüm. Kimdi bu küstah? Ama her boku biliyorsa kustahlık hakkıydı belki de.
Gözlerimi gözlerine dikti. Suratında gevrek bir gülümseme vardi. 'Aklımdan geçenleri okuyor' fikri ile sarsıldım yeniden. Tekrar yürümeye başladı. Kendimi toparlayıp üç saniye gecikmeyle peşine düştüm. Bu kez gerçekten hızlı yürüyordu. Yetişmek için kendimi zorladım. Tam yanına geldiğimde;
- Yetişmemiz lazim o yüzden.
Yok, artik eminim düşüncelerimi okuyor. Suratına baktım. Yan profili o kadar etkileyici degildi. Burnunda minik bir kemer vardi, ve sanırım burnunun ucunda minik bir et beni. Bunu nasıl fark etmedim? Kafasını çevirip yüzüme baktı. Ilk defa gülümsedi. Gercekten içten bir gülümsemeydi. O dakikada ileride dost olabileceğimize emin oldum. Bir saniye sonra ciddi ifadesine döndü:
- Yok yetişemeyeceğiz. Bisiklet sürmeyi biliyor musun? 
- Evet.
- Tamam. İlk ara sokağa gir orada kırmızı bir bisiklet duruyor, onu al.
- Kimin bisikleti o.
- Korkma, benim. Hırsızlık için gelmedik.
- Özür dilerim. 
- Dileme. Git.
Arkasını döndü ve geldiğimiz yoldan hızla yürümeye başladı. Ara sokağın sapağına kadar yürüdüm. Tam sokağa girecekken geri döndüm koşmaya başladım. Kalabalık içinde onu bulmaya calışıyordum. Iki derece miyop gözlerimden umudu kesip bağırmaya başladım. 
- Nereye gideceğim? 
Kalabalık içinde dönüyor, avazım çıktığı kadar bağırıyordum.
- Nereye? Nereye?
Saniyeler içinde çevremde beni öteleyen bakışlardan bir çember oluşmuştu. Bir an için çemberin arasından, uzaklardan bana bakıp gülümseyen yüzünü görür gibi oldum. Lakin o tarafa doğru koşarken görüş açımı yitirdim. Dönüp ara sokağa girmekten başka çare kalmamişti. Sapağa geldiğimde donakaldim. Sokak tabelasına inanamayarak tekrar tekrar baktım. 
"Morgue Sokagi"
Icimde bir cinayete kurban gidecegime dair derin endiseler doguyordu. Sokakta yurumeye basladim. Panayirin isiklarina inat; sokak alabildigine karanlikti. Karanligin icinde ilerlerken geri donmemi ogutleyen ses gittikce bastiriyordu. "Bir delinin sozuyle geldim buralara" dedim. Kendime kizarak geri dondum. Sokagin basina gelmistim ki kirmizi bisikletin hemen kenarda oldugunu fark ettim. Sokak tabelasi kafami karistirmis, ona bakarken bisikleti kacirmistim. Bisikleti, 'Iyi ki arka sokaklar var' yazili duvardan kaldirdim. Ustune bindim ve pedallara tum gucumle yuklendim. Arka sokaklarin birindeydi. Daha iclere gitmeliydim. Insan kalabaligindan ne kadar uzaklasirsam o kadar iyiydi. Yolda ilerlemiyordum sanki; yol beni goturuyordu. Yaklastigimi hissettikce kalbim hizlaniyordu. Pedallara tum gucumle abanirken saclarimdaki ruzgari hissediyor, heyecanla 'ozgurluuuk' diye bagirmak istiyordum. Icimde baskin gelmeye calisan korkuyu itelemek istiyor, korku avuclarimda damlalara donustukce dumeni daha siki tutmaya calisiyordum. Kac sokak gectim bilmiyorum bile. Arka sokaklarin bir turlu bir ana yola baglanmiyor olmasi dogru yolda oldugumu daha guclu hissettiriyordu. Pek de uzaktan gelmeyen bir islikla irkildim. Frene aniden yuklendim. Bisikletin tekerlerinden gelen cirtlak ses henuz kesilmeden yerdeydim ve yuvarlaniyordum. Cok uzun gelen birkac saniyenin ardindan bisiklet benim, ben asfaltin ustunde bir denge yakaladik. Bir golge bana dogru yaklasiyordu. Uzaktan fisiltilar geliyordu. Yildizlar da olmasa zifiri karanliga karisacak bir sokakta, kipirdayamazken oldukca caresiz ve tam anlamiyla bir yabanci oldugumu hissettim. Fisiltilar ve golgeler yaklasmaya devam ediyor, bense icimden anne ogudu dinlemezsen boyle olur diye dusunuyordum. Annemin tam olarak bu durum icin bir ogudu olmadigini dusunebilirsiniz. Ama emin olun ki her duruma uyacak seyler soyleyebilen bir insan turudur o. Golge basimin tam ustune geldi ve minik bir cocuk sureti kazandi.
- Saglam inisti.
Bir taraftan bisikleti kaldiriyor, bir taraftan konusuyordu.
- Seni daha erken bekliyorduk aslinda. Ama olsun gec kalmis sayilmazsin sonucta hala gece.
Elini uzatti. Ayaga kalkarken basimda cok kotu bir agri hissettim. Sanirim fena carpmisim.
- Nerdeyim ben?
- Ne hissediyorsun.
- Bilmiyorum. Heyecanliyim biraz.
- Hayir, daha derin bak.
Dusunmeye calistim. Ama halim yoktu. Fikirler kafamda dans ediyor ama bir turlu duzenli bir sekilde birlesip anlam kazanamiyorlardi.
- Cok zorlama. Yillarin pasi kolay silinmez.
Biz konusurken diger sokaklardan insanlar cikiyordu. Hepsi baslariyla selam veriyor, garipsemeden yollarina devam ediyorlardi. Garipsemeleri gerektigini dusunuyordum cunku ben yanlarinda oldukca farkli kaliyordum. Onlar giysileri, ayakkabilari ve saclari ile modern hayattan pek nasibini almamis gorunuyorlardi. Sanirim ketenden yapma abaya benzer yirtik ve eski giysilerin icindelerdi. Garip olan giysilerin nereyi kapattigina, ya da daha onemlisi nereleri acikta biraktigina pek dikkat eder gorunmuyorlardi. Ayaklarindaysa kaba tahtadan yapma, pek rahat gorunmeyen ince sandaletimsi ayakkabilar vardi. Yuzlerinde hicbir boya yoktu. Panayira kimse katilmamis miydi? Garipseyen bakislarim cocugun kocaman gozlerinden cikan sicak bakislarla bulustu. Utanarak basimi egdim.
- Panayira katilmayan insanlarin olmasi garip geldi.
- Panayira katilmadi degiller. Oradan kurtulmayi basaranlar bunlar.
Konusan benim gizemli kadinimdi. Onu gorunce tanidik bir yuzun verdigi rahatlamayla derin bir oh cektim.
- Panayirdan kurtulmak mi?
Panayira gitmeleri icin kimseyi zorlamiyorlardi ki. Neyden bahsediyordu?
- Sabah ne yedin dostum?
- Ben..  Bu sabah tost yedim.
- Himm tostu nerden aldin?
- Iii sey. Ben, kendim yaptim sanirim. Evet evet tost makinasi almistim. Kendim yaptim.
Hatirlamak icin bu kadar zorluk cekmeme anlam veremiyordum. Bu sabah sanki yuzlerce yil onceydi. Hem o nasil benden once gelmisti?
- Sen ters yone gitmistin?
Gulumsedi.
- Panayira nasil gittigini hatirliyor musun?
Simsiyah bakislarini uzerime dikmisti. Suratinda yarim bir gulumseme vardi. Cocuksa hemen yaninda kocaman gozlerini dikmis, bilmis bilmis bakiyordu. Gozlerimi kapadim. Zihnimi zorluyordum. Evden ciktigimi hayal etmeye calistim. Hayir bu baska bir anidan. Evden gitmedim mi? Peki nerden gittim? Nasil gittim? Neye bindim? Beynim allak bullakti. Dizlerimin ustune coktum. Panayirdan baska bir sey hatirlamak icin kendimi zorladim. Gozumun onune sadece tost makinasi geliyordu. Onume bagdas kurdu ve kollarimi iki yandan tuttu.
- Hayatina dair hic bir sey hatirlamaman icin ellerinden geleni yaptilar. Yillardir panayirda bos bos dolanmaktan baska bir sey yapmadin. Simdi, yillardan sonra ilk defa cabaliyorsun. Zormalanman cok dogal.
Anlayisla yuzume bakiyordu. Bense anlam veremiyordum.
- Kimim ben?
- Buna sen cevap vereceksin.
Birden ayaga kalkti.
- Ama zamanla. Biraz yuruyelim.
Birlikte yurumeye basladik. Her sey cok anlamsizdi. Bunun kotu bir saka olabilecegini dusunup, supheyle yuzune baktim.
- Bunlarin hepsi.. Ben... Anlayamiyorum.
- Dusunmeye calis. Panayir disinda herhangi bir sey.
Bir kez daha zorladim. Lanet olasica tost makinesi...
- Hayir olmuyor. Bana bildiklerini anlat.
Tek tuk insanlarin arasindan geciyorduk. Kimse cok mutlu gorunmuyordu. Lakin gulumseyen yuzler vardi.
- Hic kahkaha yok.
- Cunku burada kimsenin gosterise ihtiyaci yok. Gercekten gulunecek bir sey olmadikca kahkahayi cok duymazsin.
- Seni ilk gordugumde kahkahalar atiyordun.
- Seni buldum. Bu mutluluk verici bir olaydi.
- Ben onemli biri miyim?
- Kendin icin: evet. Digerleri icin; herkes kadar.
- Yani degilim.
Hayal kirikligi yasamistim. Buraya onemli seyler icin geldigimi dusunuyordum oysa ki. Bir an aklima geldi.
- Ya senin icin?
Yuzume bakti. Surati tamamen ifadeden yoksundu cevabimi almistim sanki.
- Evet, dedi.
- Ne evet?
- Onemlisin.
- Neden?
- Bilmem. Cok korumasizsin. Ben onem vermezsem kendini kotu hissedeceksin.
Icimde inanilmaz bir ofke kabardi. Benimle dupeduz dalga geciyordu.
- Panayir buradan daha iyi!
Gozlerini kocaman acti. Inanamayarak bakiyordu. Kizma sirasi ondaydi. Icimden gelen siritmayi durdurdum. Sakince seyredip keyfini cikarcaktim.
- Normal, dedi ve yurumeye devam etti. Ne de olsa yenisin gercekleri kabullenmek zor gelecek basta. Toysun daha. Hem dusunmek aci verici olabiliyor. Acidan kacmak icin panayirdan bahsetmeni anlayabilirim. Sonucta yillardir topluca bunu yaptik.
- Sen de yillardir orada miydin?
- Uzun yillar kaldim orada. Ne kadar bilmiyorum. Kimse bilemez. Sonra buraya geldim. Yaklasik bes yil once.
- Bes yil mi? Panayir kac yildir var?
- Yillardir. Kimine gore 50'lerde baslamis. Bazilari daha eski oldugunu soyluyor. 20'ler diyen var. Insanlik varoldugundan beri olduguna inanan bile var.
- Sence?
- O kadar eski oldugunu sanmiyorum. Ama bilmiyoruz ki. Elimizde hic veri yok. Nereden geldik. Neler yaptik? Her sey silinmis. Bellek atolyesinin calismalari sayesinde biraz bilgi toparlayabildik. Ilerde sen de katilabilirsin. Insanlik tarihine dair hatirladigin bir sey olursa ya da kendi gecmisine dair hemen kos oraya ve oradaki insanlara anlat. Oradakiler bunlari biriktiriyor.
- Annemi hatirliyorum.
- Super. Tam olarak neler hatirliyorsun ona dair?
- Cok bir sey degil. Bakislarini hatirliyorum. Bir de surekli kizgin oldugunu.
- Bu bir sey sayilmaz. Ama baslangic olarak iyi. Tum verileri silmisler. Mesela bir yazar hatirliyorum; Sabahattin Ali.
- Yok, bilmiyorum.
- Onun kitaplarina uzuluyorum mesela. Ne yazdigini hic hatirlamiyorum ama iyi olduguna eminim. Hatirladigin biri var mi?
Kitaplari hatirliyordum. Kendimi okurken gozumun onune getirebiliyordum. Ama isim gelmiyordu bir turlu.
- Dosdosyevski gibi bir sey vardi.
- Dostoyevski. Evet o hatirlanmisti zaten. Aslina bakarsan bir kitabini bulduk bile.
- E bu iyi. Peki kim, napti bize?
- Kim oldugunu bilmiyoruz henuz. Ama her kimse devletle ortak calisiyor ya da devleti de ele gecirmis.  Ne yaptigina gelince; panayirdan daha once hic uzaklasmaya calistin mi?
- Hatirlamiyorum. Sanirim hayir. Panayir cok buyuk sonunu bulman cok zor. Diyelim buldun mutlaka bir ara sokaktir. Kimse ara sokaklara girmez; tehlikeli cunku.
Siritarak etrafa bakindi.
- Evet, tamam, bu gece bir istisna yaptim. diyerek guldum.
Ciddi ifadesiyle devam etti:
- Insanlari ara sokaklara girmeyin, topluluktan ayrilmayin, yalniz kalmayin diye telkinlerle doldurdular; doldurmaya devam ediyorlar. Panayiri isikla donattilar. Karanligin kotu oldugunu soyleyip, sokaklari karanlikta biraktilar. Insanlar orada yatiyor, orada kalkiyor. Kendilerini oyle bir kaybettiler ki hic bir seyin farkinda degiller. Oyalanmalari icin tuvaletlere bile reklamlar, jingele'lar eklediler. Bir saniye dusunemesinler diye surekli panayirda amaclar belirleniyor. Insanlar da amaclari yerine getirdikleri icin tatmin oluyorlar. Tamamen ilkel guduleri besliyorlar. Seks kasetlerini sakliyorlar insanlar aramak icin aylarca ugrasiyor. Bulduklarinda gizli bir sey yaptiklarini saniyorlar. Oysa zaten bulsunlar diye saklaniyor. Bununla beraber panayirda seks yasak mesela. Guya. Oysa herkes biliyor ki panayirdaki seks cadirlarina gidip tamamen yabanci biriyle sevisebilirsin. Yasakladiklari asil sey sevdigin ya da muhabbet ettigin biriyle seks yapman. Tutku yaratacak her seyi ortadan kaldirdilar. Adim basi salt siddet goruntuleri var mesela. Manasizca kavga eden adamlar. Tutkuyla ya da ofkeyle vurmak bile yasak. Insanlar cilginca eglendiklerini saniyorlar. Oysa sadece seyirciler; herhangi bir sey hissetmeyeli kac yil olmustur acaba?
- Ben bugun seni gordugumde bir seyler hissettim. O yuzden tanidik geldin belki de. Evet oraya ait degildin. Gecmisime aittin hala hissedebildigim zamanlara. Simdi anliyorum.
- Yine de buraya gelene kadar goruntuyle ilgiliydim senin icin. Esas simdi bir seyler degisiyor.
- Peki benim kabul edecegimi nasil anladin?
- Gunlerce dolanirim ortada. Insanlarin gozune bakarim. Bir kisi fark edecek de sansimi deneyecegim. Bazen haftalarca kimse fark etmez. Etse de seyircisi olmasindan memnun, devam eder. Eger egolardan bagimsiz hissettigine dair bir isik gorursem gelip sansimi denerim.
- Vay be. Kendimden utaniyorum. Kim bilir kac kere goz goze geldik ve ben devam ettim.
- Belki yuzlerce kez. Ama onemi yok, sonucta buradasin ya.
Yuzume bakip dunyanin en sicak gulumsemesini verdi bana. Icime bir sizi dustu. Bu kadar icten bir gulumseme gormeyeli kim bilir kac yil olmustu.
- Peki bunu bize neden yaptilar? Panayirin amaci ne?
Cevabi uzun suredir sessiz kaldigindan varligini unuttugum cocuk verdi:
- Panayirda verilen amaclar sadece dusunmeye vakit olmasin diye degil. Ayni zamanda uretim sagliyor. Bu uretimle bir turlu ulasamadigimiz isimler, yani bu panayiri kuranlar buyuk hayatlar yasiyor. Dunyanin panayir disinda kalan kismi tamamen onlara ait. Istediklerini yapiyorlar.
- Bu haksizlik.
Icimde kabaran ofkeyi hissettim. Beni ele gecirmesine izin verdim. Ofke bile keyifli idi. Derin bir nefes aldim.
- Hatirlamak ve ofkelenmek; butun devrimlerin anasi.
- Cok tanidik bu dedigin.
- Evet. Ben de bir yerde okumusumdur muhakkak. Kim bilir nereden.
Dudaklarini ice bukup kafasini iki yana salladi. Etkilendigini hissettim keyifle devam ettim:
- Iyi ki arka sokaklar var.
- Bunu nerden duydun?
Ise yaramisti. Gozlerini kocaman acmis, agzimdan cikacak cevabi bekliyordu.
- Bilmem ki aklima geldi oyle.
- Bunu duvara yazdim gecen gun. Cok sevdigim bir sey oldugunu hissediyorum.
Aciyla gulumseyip devam etti:
-Simdiki duruma bakarsak da ayri onem kazandi. Benim de aklima surekli cumleler gelir. Bazen acaba gercek hayatimda yazar miydim diye dusunuyorum.
Yuzume bakiyordu. Cevap beklemesine sasirmistim.
- Bilmem. Neden olmayasin?
- Degil mi? Belki de..
Gulumsedi. Birkac dakikalik sessizce yuruyusun ardindan soze basladi:
- Elektrigi kesmeye calisiyoruz. Eger elektrik kesilirse insanlari oyalayan butun isiklar, reklamlar kapanacak. Cok korktuklari karanlikta kaosun ortasinda kalacak ve aslinda karanligin da kaosun da o kadar korkutucu olmadigini anlayacaklar.
- E keselim o zaman.
- O kadar kolay degil. Elimizde hicbir bilgi yok. Kimseye ulasamiyoruz. Elektrik sartelleri cok iyi korunuyor. Sayimiz cok az. Su kosullarda imkansiz.
Bu arada yolun sonuna gelmistik. Kaldirim taslarinin bittigi yerde kumsal basliyordu.
- Deniz! Gormeyeli ne kadar oldu kim bilir.
Denize dogru tum gucumle kosmaya basladim. Ayagimdaki kumu daha iyi hissetmek icin ayakkabilarimi cikardim. Kumlar parmak aralarima girerken, bu anin ne kadar buyulu oldugunu fark ettim. Yildizlar ve deniz. Gormemizi istemedikleri her sey... Bir cesit aydinlanma ani yasiyordum. Donup onlara baktim. Olduklari yerde duruyor beni seyrediyorlardi. Tum gucumle bagirdim.
- Peki simdi napicaz?
- Mucadele edecegiz.
Gulumsedik. Dondum. Denize kosmaya devam ettim. Giysilerimi cikarip denize girdim. Icimdeki cosku tarif edilemezdi. Her kulacta hirslaniyor, sakinlesiyor, mutlu oluyor, korkuyor' cesaretleniyor, ofkeleniyordum. Uzaktan kadinimin sesini duyuyordum. Bir cesit siir okuyordu:
 - ne arka sokaklar var
   karanlikta ofkenin
   insanligin yuzu 
   biz ana caddedeki panayirda yuruyoruz
   gozlerimiz panayirin renkleri ile dolu
   maviler, neonlar:
   goz agrisi.
   insanligin kaderine uyarlanmis senaryo
   insanlarin ortasinda insansizca yasamak.
   Sondurun isiklari.
   nefes almayi hayal edin.
   nefes aldiginizi cigerlerinizin bildigini..
   Nefessiz yasanmaz, insanlar.
   Ellerinize bakin
   Ellerinizde hayatlar
   Ellerinizde yarinlar var.
   Biz uyandirmaya geldik sizi.
   Karanliga uyandirmaya
   Sizi ellerinizle tanistirmaya geldik.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder