29 Şubat 2016 Pazartesi

Malum katranlar ve bir takım kadınlar



Adamlık durum da yok aslında. Ara ara kıyıya vuran bir tekne bizimki. Büyük dalgaları hatırlatanından, büyük okyanusları en köpüklüsünden. Sensiz yetmez bu kollar küreğe asılmaya. Bu kadar güç veren bu kadar yok mudur her zaman? Yoksa zaman bir başka mı akıyor Batı'ya sonradan gelene. Bir tutamak lazım bu hikayeye yoksa yok oluyor bu hikaye gökle toprak arasında bir yerde. Halbuki hiç istemedim ben varolmayı. Senleymiş bu mevzu yeni anlıyorum sevgili katranım. Yoksa yoktur diye bırakıp gidemiyorum bir yandan. Sen varsan hayat var. Haykırıyor sol tribünüm sen varsın sen varsın sen varsın...

19 Ağustos 2015 Çarşamba

Ölümün rüzgarı İspanya'da da soğuk eser Anadolu'da da… Karşı çıkıyorum; bilinen bütün dillerde


...Kimi zaman dünyada olan biteni gördüğümde kendi kendime soruyorum: Neden yazıyorum? 
Ama çalışmak gerek, çalışmak. Çalışmak ve hak edene yardımcı olmak. 
İnsan kimi zaman gereksiz bir çaba olduğunu düşünse de çalışmak. 
Bir protesto, başkaldırı biçimi olarak çalışmak, çünkü baştan sona sefalet ve haksızlıklarla dolu bir dünyada 
her sabah uyanır uyanmaz yapılacak iş çığlık atmak olmalı. 
Karşı çıkıyorum! Karşı çıkıyorum! Karşı çıkıyorum!

F. G. LORCA

7 Ocak 2015 Çarşamba


KATRAN ERİRKEN LORCA DA DİNLER SESLERİ


Gelmek istemiyor gece
Ne sen gelebiliyorsun o yüzden
Ne de ben gidebiliyorum.
Ama ben gideceğim.
Akrepten bir güneş şakağımı yesede.
Ama sen geleceksin.
Dilin tuzlu yağmurlarca yakılmış.

Gelmek istemiyor gün.
Ne sen gelebiliyorsun o yüzden.
Ne de ben gidebiliyorum.
Ama ben gideceğim.
Kurbagalara atarak ağzımda çiğnediğim karanfili.
Ama sen geleceksin.
Çamurlu lağımından karanlığın.

Gelmek istemiyor.
Ne gün,
Ne gece.
Ölebiliriz o yüzden.
Ben senin uğruna.
Sen de benim..


 
Federico Garcia Lorca

22 Ekim 2014 Çarşamba

TAM ŞİMDİ

Şu kapıdan tam şimdi girin hırsız bey. Kuzgunlar uyumadan, ay buluta değmeden gelin. Yıllardır bir garip kapıcı, bir de temizlikçi kızcağız dışında pek bir şey sunmadı o kapı. Bir nefes borçlu bana. O kapıdan gelin. O adi kapı, ah ne gidişlere izin verdi bilseniz… Şimdi bir kıpırtılık öykü yetmez bu hayata. Büyük bir vurgun olmalı. Nefesim kesilmeli ki, anlayın hırsız bey, ölmeden 'yaşadım' diyeyim. Hırsız bey yemin ki koynum temizdir. Ağlayabilirsiniz orada. Yara bandı olamadığım her adam hatrına sizi dinlemeliyim belki. Işıkları da söndürmeli. Aydınlığı sevmezsiniz, bilirim. Hırsız bey anlayın beni. Bu öyküye ihtiyacım var. Çok tenha bu oda. Başta bir irkilirim belki, ama söz sakin duracağım. Çalacağınız şeyleri hazır ettim. Yaslı duvarda beklemekte. Korkmayın siz de. Diz dize oturalım. Bir bakış atayım hınzır, sonra sessizce gömülün koltuğa otuz yıllık yerinizmiş gibi. Ben bir adama mezar açtım diye başlayayım lafa. Ya da konuşmayalım öncesini. Usul usul ağlayalım birlikte. Usul usul da olmaz bu hikayeye. Sarsılarak ağlayalım müziğin sakinliğine inat. Yaşımdan başımdan utanmayayım yanınızda. Sabaha dek kalın koynumda. Lavanta da koyarım sütyenime. Sarkık memelerimden kokulu yastıklar yaparsınız kendinize. Kederinizi akıtırsınız tane tane göğsümden içeri. Ben kulağınıza fısıldarım gece hikayelerimi. Pencereyi de açarız, belki bir gören olur mahallede. Arkamdan laf çıkartırlar; gece çökünce eve yarı yaşında oğlan alıyormuş diye. Hatırlarlar varlığımı, unutulmam ben de bir köşede. Hırsız bey gelmeniz lazım artık. Yaşım geçtikçe geçiyor her saniye. Hatırlanacak bir şeyler bırakmalıyım geriye. Sabaha karşı çıkarsınız, bu kez pencereden. Kapıdan çıkıp giden adamları sevmem ben. Eski bir hikayeyi hatırlatmadan gidin bana. Bu sizin şahsınıza munhasır bir yaşanmışlık olmalı. Ya da çıkın kapıdan, arkanıza son bir bakış atın. Son bakışınız bir sızı düşürsün içime. Bir degişiklik olsun bu kez. Geri gelmeyin ama halime üzülüp. Gündüz gelince kaybolur hırsızlar. Etaminler başlar, kahvaltılar yalnız edilen, demlikte çay gelir, kahvenin yanına konan bayata dönük kurabiyeler, sokak sesleri gelir, çocuklar belki döner bir bakış atar pencereme uysalından. Kovalarlar seni hırsız bey. Gündüzün kekremsi doluluğu tüm bencilliğiyle kovar seni. Sabaha karşı gidin siz. Arkanızdan feryat ederim gündüz. Üç numaradaki yaşlı teyzenin evine hırsız girmiş diye konuşurlar. Ben tek cığlıkla anlatırım ömrümü. Etrafımı ölümümden önce belki ilk kez saracak kalabalığa bakarım. 'Bakın ambulans kapiya gelmeden önce de bir kez sardınız etrafımı. Ceset olmadan önce de baktınız bedenime. Dinleyin şimdi çığlıklarımı.' Tek cığlıkta anlatırım derdimi. Söze gerek yok. Teyzenin feryadını hatırlasınlar yeter. Ne dediğimi bile unutsunlar. İcimde tutmaktan küflenmis kelimeler çorba olsun içimde tek cığlıkta kusayım, anlamasınlar, hissetsinler yeter. "Hırsız var!' Hırsız kadını çalmış desinler. Kadından hırsızlar geçmiş. Ah o geçmiş! Hırsızlar her yerde desinler. Ama lütfen ugrayın artık odama hırsız bey.

4 Ekim 2014 Cumartesi

KATRAN LEGALİZE ETME DENEMELERİ 2



Biraz seni unutuyorum, biraz yaşıyorum. Biraz senden eksiliyor; biraz hayata yer açılıyor. 
Bir ölüyü odasında yaşatan hastalıklı bir zihin benimki. Her gün bakıp bakıp gördüğüm gülen yüz 
                          yavaş yavaş 
                        
                    bir kemik yığını. 

Gerçekler ardım sıra bir gölge, 
                                              odayı kaplıyor. Karşı koyamıyorum. 
Tüm odaya yayılan karanlıktan biraz 
                                                                                                                      hayat 
istiyorum. Gecmişin tozları arasında binlerce yaprak. Havada uçuşan satırlar arasında biraz gamze, biraz kirpik; 
                    solu kirpilmayanından. Söylesene adam; hayalet nasıl gömülür? Unutmak demek değil diye avutuyor yas kitaplari. Dünkü gibi yerinde olacak mi çenendeki yara izi? Yarın da aklimda ayni sekilde kalacak mi o 'ne yaptığını biliyorum bakışı'?

Bir çekmece mi gerek? Arada çıkarıp tozunu silip, biraz yaş serpiştirip kaldırmak mı? 

Hayatımın en büyük kara parçası adam 
                                                                       kenarda bir yer mi bulacak kendine? 

'Gülümseyerek hatırlanacak anılar' bölümünde yavan bir yer mi edinecek bu hikaye? 
Kazıyarak çıkarttığım, ortalığı kan revan eden parçalar; yıkanacak, ütülenecek, makyajlanacak, 
                               
                                   asılacak... 
 yaşıyorum 
           mu denecek sonunda?
Karnım her gün her gün böyle deşilmeyecek o zaman
                                                       Yaşamak denen bu gariplik benden ne beklese?              
                                                       Hastalıklı özleme bir son ver ve külleri havaya                               
                                                       sal… bırak 
uçuşsun semada.
Adam söylesene yas ne demek?

'Numara yapma' diyeceksin. 'Unutmak istemesen bu yas niye? Her günkü gibi yaşarsın. Odandaki de ölü olmaz, gömmene de gerek, o zaman.
Başka adamlara sığdırırsın yine beni. Dayanamazsan; gelir, görür, hatırlar, hatırlatır, kaçarsın. Yine yaparsın kadın' diyeceksin.
Ah adam. 
Sen görmüyorsun ama 
                                                  –ki bak adam diyorum sen de büyüdün adam- ebeveynlerindünyasındaişleröyleyürümüyormuşbüyümeksanavedaetmekmiş
öyle söylüyorlar. 
ya da mesela
"Insan aynı türküyü aynı içtenlikle söyleyemiyormuş uzun zaman." 
                                                                                             Öyle söylüyorlar. 
Adam sekiz sene söylendi bu türkü. Artık 
ne notası 
ne melodisi 
ne sözleri  var ortada. 
Bense hala türküm diye tutturuyorum, boş bir teneke kutuya, düşe düşe. Düşün
                                                                                                              acınasılığı.
Ne senli ne benli bu hikaye. 
Geçmişteki küçük bir kızla onun kaçırdığı bir hayat 
                                                                                            o kadar
Bugün ne o kız ne o adam. Ne guzellik ne yüce denen duygular. 
Bugün sadece bir büyücü. Her gün bir ölüyü diriltmeye ugraşan zavallı bir sihirsiz büyücü.
Bu da sihirsiz bir veda adam anla 
                                                 artık 
bu ve da!

3 Ekim 2014 Cuma

KATRAN LEGALIZE ETME DENEMELERI 1

Agrili bir vazgecis... 
Enerjiyi geri cagirmak diyenler de var. 
Ne denir bilmiyorum. 
Yalniz
            serviler geliyor. 
Bir yasi cagiriyorlar. 
Gece ayi sunuyor. 
Senden kacan ugurbocekleri suratimda bir noktaya konuyor. 
Kadinligimi cekiyorlar goge. Cocuklugum topragin derinlerine… 
arada bir yerde 
                
                                    bir hava boslugu 

yakaliyorum. 
Sen bir gece-avcisinin elinden kaciyorsun. 
Tirpanindan mi basligindan mi korkmussun ne 
Kanatlarima sakliyorum seni. 
Kanatlarim
bana korku saliyor. 
Kolay mi ki; SEN saklasin?
Bu kez sen dindiriyorsun. Sen tirpandan; ben kanattan… -Kanatlarimi sevmeyi ogutluyorsun. Ucup gidecegimi bile bile anlatiyorsun gogun rengini. Ayin parlakligindan daha parlak, isigi daha berrak bir gunesin gelecegini anlatiyorsun. Usulca ellerime birakiyorsun gecmisimi. Gulumsemem ve affetmem mi bekleniyor yoksa unutmam mi? Aman yarabbi!- Ama mesele buysa? Yarin bunu bekliyorsa benden. Tum geceler sabaha kavusacaksa illa… Ellerimi gevsetmem yeter mi ucmana? 
Kanatlarim 
            kasilip 
            kalirlarken 
senin ardindan el salliyorum 
                                                                      gokyuzune. 

.
Ben ucamadim hayat. Bir mezarlikta sabah olsun diye bekliyorum. 
Yillar gecti. 
Topraktaki cocuk olmekte; kadinsa buhar oldu bir zamandir. Ama ne gunes geldi ne senin kokun, geri. 
Adam! 
bir mezarlikta ne cocuk, ne kadin 
bir garabet; 
kanatlari 
yoluk, yalniz
beklemekte.

Gunes mi dogacakmis, sen mi gelecekmissin.. 
Oyle bir sey.





20 Ağustos 2014 Çarşamba

AYA GITMENIN YEDI YOLU



Evet efendiler,
Ay'a gitmek de mumkun bu hapishanede.
Yeter ki yontemi bil;
-ne sansliyiz ki bu yontemleri paylasacak kadar guzel insanlar yasamis bu evrende-

Birinci yontem biraz mesakkatli. Evvela Safagi aglatmak gerekiyor. Ama nisandaysak hele sulu gozlu olur, bilirsiniz. Belki nisanda denemelisiniz.
Efendim,
oncelikle cirilciplak soyunup vucuduna
Kandil kandil safagin gozyaslariyla dolu,
Billur siseler asmak ve sabahin bugulu
Gunesinde dolasmak. O zaman gunes ceker
Siselerdeki cigi. Acizi de beraber
Alip goge cikarir.

Pekala mumkun! Bu bir!

Yahut, evvela yerden hiz almak icin sedir
Agacindan bir sandik alinir ve havasi
Mukaar aynalarla bosaltilir. Ortasi
Bosalinca sandigi yanlardan esen ruzgar
Alip goturur.

Ikii!

Yahut su usul de var:
Donanma fisekleri yakarak ara sira,
Celikten bir cekirge ustunde, yildizlar,
Semanin o mavi tarlasina sicramak!

Etti uc.

Evet. Sonra duman' bilirsiniz muhakkak
Gokyuzune yukselmek ister. Iste kocaman
Bir fanusun icine adamakilli duman
Doldurup seyahate cikmak!

Dort!

Geldik besinci yonteme
Biraz geri kafali bir yontem bulacaksiniz belki efendiler
Ama yagma yok. Oyle kestirip atmayin bir sans verin bu usule de.
Eskiler az seyahat etmemis bu usulle.
Eveeet besinci usul de soyle;
Ay, tekerlek
Halindeyken, okuzun boynuzunu cekerek
Uzatirmis diyorlar. Mesele yok o halde.
Gucluk, asil okuzun boynuzuna binmede!

Bu da besti iste.

Nihayet bir demir tepsi ile bir parca
Miknatisiniz var mi? O halde fersahlarca
Dolasabilirsiniz gokyuzunde… Oturun
Tepsiye; miknatisi boyuna goge savurun.
Her firlatisinizda tepsi pesinden gider;
Boylece cikarsiniz miknatisla beraber!

Boylece geldik yedinci usule. Benim favori usulum. Hem…
                                                                                   Cyrona De Bergerac da bu yontemle cikmis goge

Deniz med halindeyken;
Dalgalarin saclari kamerin elindeyken
Denize dalip cikin. Sonra kuma oturun.
O anda once basiniz sonra butun vucudunuz
-Bilirsiniz ki saclar oyle hemen kurumaz-
Baslar yukselmeye, ucmaya… Aman biraz
Yavas!… Hayir! Dosdogru, sanki melek olmussunuz!
Zahmetsiz, kayar gibi, goklerde bu ucusunuz
Kim bilir ne cok surer. Bir an gelir nihayet
Birden bire hissedersiniz…