14 Haziran 2013 Cuma
MULHOLLAND DR.; RÜYADAN YAPILMIŞ BİR FİLM
Mulholland Dr.'ı izlemeden önce çok anlaşılmaz olduğuna dair yüz tane şey duydum. Bundan olsa gerek izlerken arkama yaslandım, her türlü bilmişlikten arındım ve kendimi Lynch'in zekasına, imgelerine ve rüyalarına bıraktım. Anlam arayışım yoktu. Filmle kendimi özdeşleştirmemi, karaktere kapılmamı ise zaten film kendisi engelliyordu. Senin bir yabancı olduğunu ve asla oyuna dahil olamayacağını, en önemlisi bunların hepsinin oyun olduğunu "silencio" dercesine' sakin yer yer de 'haykırışlar' ve 'yok oluşlarla' sunuyordu.
İsim oyunları, karakter karmaşaları, zaman-mekan soyutlamaları arasında savrulacağımı hissederken kovboyun dediği "düşün. bu kez gerçekten düşün." uyarısını cebime koyuyorum. Pandora'nın kutusu niteliğindeki mavi kutunun açıldığı sahneden itibaren her şey alt üst oluyor. Bu öyle bir alt üst olma ki Lynch tarzında her şey yerine oturuyor. Ucu açık Lynch filmlerinde her şeyi olmasa da bir çok şeyi yerine oturtmuş olmak da ayrı bir gerginlik veriyor tabi.
Diane'in Camille'e duyduğu sınırsız aşkın sınırlarını izliyoruz ilk iki saat boyunca. Diane'in aşık olduğu kadını öldürtmenin verdiği vicdan hesabını, yaşadığı hayata tahammülünü ancak fantezi dünyası ile terse çevirerek sağlayabileceğini ve bilinç dışının koruma çırpınışlarını izliyoruz. Tabii ilk iki saat bunun Diane'in bilinç dışı savunması olduğunu bilmeden izliyoruz. Betty karakteri Diane'in asla olamadığı ve artık olmasının imkansız olduğu iyi tarafını temsil ediyor. Asla olamaz; çünkü o artık katil, olamaz; çünkü o sevdiği kadını öldürttü. Olamaz çünkü o kadar özgüvenli değil, çünkü sıfırdan başlayan, hevesli ve yetenekli bir oyuncu değil, çünkü halası aslında o kadar başarılı bir kadın değil. çünkü değil başkalarına, kendine yardım edemez durumda, olamaz; çünkü o Camille değil.
Havaalanındaki iki yaşlı karakter filmde Betty'nin 'iyiliği' için var. Betty'e ne kadar iyi bir insan olduğunu söylüyorlar ve arabalarına biniyorlar. Diane'in onlar konuşursa ne konuşur bilemediğinden, iyi tarafının artık ölü olmasından ve onlara Diane'in biçtiği rolün sevimli yaşlılardan ötesi olmadığından sadece gülebiliyorlar.
Kendine güveni yerinde, herkese karşı iyi ve yardımsever bir karakter Betty; Diane'in olabileceğinin tam tersi. Güçlü bağlantıları olan halasının evinde, geçmişi olmayan ve yardıma ihtiyaç duyan, 'sığınmış' bir kadınla karşılaşıyor; Rita. Rita hiçbir şeye sahip değil bir geçmişe, bir kimliğe, bir isme bile. Duvarda gördüğü Gilda posterinden araklıyor ismini. Lynch'in Rita Hayworth seçimi ise muzipçe. Çünkü Hayworth gerçek hayatta, kendi döneminde Latin aktristlerin Hollywood'da tutunmasının zor olduğunu görerek asıl ismini değiştirmiş ve Rita ismini almış. Bir kimlik krizi hikayesinde hayali karakterin isim annesi olması bilinçli bir tercih olduğunu düşündürtüyor. Rita'nın fantezi dışında olduğu Camille ise zaten tam bir Gilda...
Rita geçmişinden arınmış, gerçekte olduğundan çok daha güçsüz Camille. Betty'nin yardımına muhtaç ve Diane, Betty olarak ona tüm yardımını sunuyor. Geçmişten hatırladığı tek ismi bir kafede kahve servisi yapan kızın yaka kartı sunuyor Rita'ya. İsim: Diane. Başta Rita'nın gerçek isminin Diane olmasından şüpheleniyoruz. -ki gerçekteki Diane'in (fantezideki Betty) Camille olmak istediğini filmin son yirmi dakikası bize veriyor.- Oysa Diane isminin peşinden gittiklerinde Diane'in cesedi ile karşılaşıyorlar ve Rita onun arkasından göz yaşı döküyor. Gerçekte olan ise Camille, Diane'i terk etmiş ve Diane Camille'in ardından göz yaşı dökmüştü. Fantezide terk eden, yoksun bırakan Diane oluyor ve ardından ağlayan ise Rita yani Camille. Hayaldeki meçhul Diane'in ölümü aslında gerçek Diane'in kendisinin kurtarılamaz olduğunu düşünmesinin simgesi. Tüm bunlar olurken bir yandan Adam isimli yönetmenin başrol oyuncusu seçimi yüzünden başı belaya giriyor. Kendisine filminin başrolü Camille isminde bir kız olacak diye dayatılıyor, kabul etmemesi üzerine filmi dağıtılıyor, iflas ettiriliyor. Öfkeli halde eve gidiyor ve karısını yatakta bir adamla yakalıyor. Karısında en ufak pişmanlık belirtisi olmadığı gibi Adam'ı sevgilisine hırpalattırıp evden kovuyor. Buraya kadar Diane'in rüyası olarak tekrar okursak filmin son yirmi dakikasında öğreniyoruz ki Adam, Camille'ın hem sevgilisi, hem filminin yönetmeni. Diane ona karşı büyük bir öfke ve kıskançlık duyuyor. Adam'ın işinden olması, perişan olması zaten Diane'den kurmasını bekleyeceğimiz bir fantezi. Aynı zamanda Adam'ın karısını aldatırken yakalaması, Diane'in her şeyin ortaya çıkmasını ne kadar istediğini gösteriyor. Zaten Adam'ın karısının seçtiği kocası değil, gizli sevgilisi oluyor. Bu gizli sevgili kaslı, güçlü kuvvetli, testesteron akan bir adam; Adam'a gücü yeten bir adam. Adam'ı hırpalamasını söylemeye gerek yok zaten; Diane'in Adam'a olan öfkesini düşünerek. Ardından onların da daha güçlü bir mafya tarafından dayak yemesi Diane'in aslında gizli aşkının suçluluğunu anlatıyor. Gizli aşıklar, aldatan insanlar olarak onlar da dayağı hak ediyor, Diane'in zihninde. Buraya kadar tamam. Lakin bir sahne var ki Diane'in Camille'e duyduğu tutkunun tehlikelerinin sinyallerini veriyor. Seçmelere giden Betty performansı sayesinde övgüler toplayıp ayrılıyor. Ajansın sahibi kadın onu bir seçmeye götürüyor; Adam'ın filminin başrol seçmeleri. Betty ile Adam uzun uzun bakışıyorlar. Birbirlerinden etkilendikleri gözlerinden ve tekrar tekrar bakmalarından belli. Camille'in kocasının da kendisinden hoşlanmasını istiyor Diane. Camille'e ait her şeye; ününe, ışıltısına, yardımseverliğine, gücüne, kocasına ve tabi Camille'in kendisine sahip olmak istiyor. Kocaya duyulan ilgi bir karşı cins ilgisinden ziyade bir meta ilgisi. Camille'in sahip olduğu bir meta. Aynı seçmede Camille de var. Ancak sadece ismiyle orada. Fantazideki Camille, Diane'in daha önce gerçek Camille'in nişan partisinde Camille ile öpüşürken izlediği kadın. Seçmedeki Camille yeteneksiz bir oyuncu ve Adam tarafından istenmeyen, kaçılan kadın. Yani hem aşık olduğu kadını öpen yabancıyı yeteneksiz ve metadan ibaret bir yere koyuyor hem de 'Camille' ismini istenmeyen, başrol olmayı hak etmeyen bir noktaya taşıyor. Bunu yaparken de yönetmen ve erkek olan güç erkini kendi filminin başrolünü seçmekten aciz, güçsüz, penissiz bir yere de koyuyor.
Rita, Diane Selwyn'in ölümüyle bağlantısından korkup saçlarını kesmeye çalıştığında Betty ona kendi saçına çok benzeyen peruğu veriyor. Camille, fanteziler dünyasında Diane'e benzeyen oluyor. Sevişmelerinin hemen ardından Rita bir şeyler hatırladığını söyleyerek bir tiyatroya götürüyor. Tiyatrodaki adam, sahneden, biz; seyirciye her şeyin oyun olduğunu hatırlatıyor ve Lynch bir kez daha yabancılaşma efekti yaparsam böyle yaparım diyerek büyülü bir o kadar da sanal bir şov sunuyor. Ardından sahneye çıkan kadın yüreğimize dokunan sesi ve sözleri hiç anlamadığım halde duygu seli yaşatan o muhteşem şarkı ile bizi tekrar filme sokuyor. Tam Rita ve Betty'nin gözyaşları ile kendimi kaptırıyorum ki şarkıyı söyleyen kadın bayılırken şarkının devam etmesi ile tekrar yabancılaşıp her şeyin illüzyon olduğu hissiyatına dönüyorum. Ağlama/boşalma sahnesinin ardından ölümün imgelemi anahtar ortaya çıkıyor ve gerçeğe dönüş, mavi kutunun açılmasıyla başlıyor. Diane'in fantezisinden uyanması, geçmişten, şimdiden parçalar... Diane'in kiralık katil ile konuştuğu kafedeki yaka kartından Betty ismini aldığını ve tüm yaka kartı olayını anlıyoruz. Kafe filmin kilit mekanı. Ölüm imgesinin döndüğü yer orası. Kafedeki yabancı ile bakışması kilit. Sevdiği kadını öldürmesi için kiralık katille anlaştıktan hemen sonra yabancı bir adam ile göz göze gelir Diane. Kafenin ölümle özdeşleştiği andır o. Bakıştığı yabancı, filmin başında rüyasındaki korkunç adamdan söz etmiştir. Yabancının rüyasında gördüğü korkunç adam ölümün kendisidir. Çirkin, korkunç, köşeyi dönünce orada olduğu bilinen yine de köşeden aniden çıkan ve karşısında nefessiz kalınan; ölüm. Diane'in ölümünden sonra bile mavi anahtarın açtığı kutu ile oynayan ölüm. Filmde kiralık katil bize ölümün imgelemi olarak mavi anahtarı verir; ancak esas imgelem çirkin adamdır. Lynch'in filmin içinde tiyatrodaki adama bahsettirdiği hepsi illüzyon temasını Lynch anahtar/adam illüzyonu ile tekrar kurar ve filmin sonunda kutuyu adamın eline verir. Kafeye dönersek, kafe aynı zamanda Diane'in öldüğü Betty'nin başladığı yerdir. Yaka kartındaki Betty ismi Diane'in fantezisindeki kadına can vermiş, yine yaka kartındaki Diane ismi Betty ve Rita'yı Diane'in cesedine götürmüştür.
Diane'i fanteziden uyandıktan sonra bir sahnede mastürbasyon yaparken izliyoruz. Hem ağlıyor hem öfkeleniyor, öfkelendikçe kendisine daha sert davranıyor. Arzu nesnesini kaybetmiş bebeklerin duyduğu öfkeye yakın bir öfke. Aynı zamanda sevdiği kadını öldüren kadının sevgi-şiddet açmazındaki durumu... Ancak arzuladığı kadına uygulanan şiddet; gerçek, yalın, ölümü dolayısıyla yoksunluğu getiren ve yine penisi olan bir başkasına yaptırılan (kiralık katil erkekti) bir şiddet olduğu için de mastürbasyon doyumu getiremiyor. Bunun yerine öfkenin öldürme isteğine döndüğü geceye götürüyor. Diane o gece yaşayamayacağı hayattan, ait olamadığı dünyadan kendi dünyasına karakterler topluyor. Tutkuyla bağlı olduğu kadına aynı zamanda yıkıcı bir haset duyduğunu da belli ediyor o gece. Aslında Camille'in kendi rolünü çaldığını ama bunun için kızgın olamayacak kadar aciz olduğunu, Camille sayesinde önemsiz işler bulduğunu ve hayatının, halasının, kendisinin ne kadar önemsiz olduğunu Diane'in kendi ağzından anlatmasa da dinleriz. Gecenin başında Camille onu tıpkı filmin başında Rita kaza yapmadan önceki sahne gibi karşılıyor. Filmin başındaki benzer sahnenin ardından gelen feci kaza Rita'nın yıkımı gibi gözükse de kaza olmasaydı Rita'ya doğrultulan silah ateşlenecek ve Rita ölecekti. Aslında Rita için bir yıkım değil yeniden doğuş söz konusu. Ancak benzer sahnenin ardından gelen nişan partisi Diane'in yıkımı oluyor. Sevgilisinin başka bir adamla evleneceğini öğrendiği, yok sayıldığı ve değersizliğiyle yüz yüze geldiği gecenin başlangıcı oluyor. Yine kazadan Rita'nın sağ kurtulması Diane'in aslında Camille'in ölmesini istemediğini gösteriyor. Camille'in ölmesini değil, her şeyi unutmasını, Diane'den başkasını tanımamasını ve Diane'e muhtaç olmasını istiyor.
Diane uyandıktan sonra komşusunun gelip iki dedektifin onu sorduğunu hatırlatması bize başta iki kadının (Rita ve Betty) sorduğunu çağrıştırsa da iki dedektif Diane'in uyanık kabuslarında baştaki sevimli iki yaşlı olarak evde zuhur ediyor. Diane'in vicdanı olarak ve artık olamayacağı her şey olarak evin içinde dehşet saçarak karşısına dikildiğinde Diane'in ölümden başka yapacak bir şeyi kalmıyor. Seyirci olarak Diane'in krizine ve ardından gelen ölümüne üzülemeden Lynch, filmi tiyatro sahnesine götürüyor ve mavi saçlı kadına 'silencio' dedirterek ekranı kapatırken bir kez daha her şeyin oyun olduğunu seyircinin yüzüne vuruyor.
Mulholland Dr. bir bilinç dışı filmi. Filmdeki her şeyi yerine oturtmak imkansız. Nasıl ki rüyanızda gördüğünüz her şeyi hatırlamazsınız ve manalandıramazsınız, Lynch de Muholland Dr.'da rüyadakine benzer imgelemleri rüyadaki akış içinde veriyor bizlere. Filmi, film okur gibi değil de Diane'in rüyası gibi okursak Diane'in bilinç dışına girmeyi başarabilirsek ancak film manalanıyor. Lynch bir kez daha film anlayışımızı iki saatlik bir eğlenceden çıkarıp bir sanat olarak sunuyor bizlere ve Mulholland Dr. baş ucu filmlerimiz arasında yerini alıyor.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder