22 Ekim 2014 Çarşamba
TAM ŞİMDİ
Şu kapıdan tam şimdi girin hırsız bey. Kuzgunlar uyumadan, ay buluta değmeden gelin. Yıllardır bir garip kapıcı, bir de temizlikçi kızcağız dışında pek bir şey sunmadı o kapı. Bir nefes borçlu bana. O kapıdan gelin. O adi kapı, ah ne gidişlere izin verdi bilseniz… Şimdi bir kıpırtılık öykü yetmez bu hayata. Büyük bir vurgun olmalı. Nefesim kesilmeli ki, anlayın hırsız bey, ölmeden 'yaşadım' diyeyim. Hırsız bey yemin ki koynum temizdir. Ağlayabilirsiniz orada. Yara bandı olamadığım her adam hatrına sizi dinlemeliyim belki. Işıkları da söndürmeli. Aydınlığı sevmezsiniz, bilirim. Hırsız bey anlayın beni. Bu öyküye ihtiyacım var. Çok tenha bu oda. Başta bir irkilirim belki, ama söz sakin duracağım. Çalacağınız şeyleri hazır ettim. Yaslı duvarda beklemekte. Korkmayın siz de. Diz dize oturalım. Bir bakış atayım hınzır, sonra sessizce gömülün koltuğa otuz yıllık yerinizmiş gibi. Ben bir adama mezar açtım diye başlayayım lafa. Ya da konuşmayalım öncesini. Usul usul ağlayalım birlikte. Usul usul da olmaz bu hikayeye. Sarsılarak ağlayalım müziğin sakinliğine inat. Yaşımdan başımdan utanmayayım yanınızda. Sabaha dek kalın koynumda. Lavanta da koyarım sütyenime. Sarkık memelerimden kokulu yastıklar yaparsınız kendinize. Kederinizi akıtırsınız tane tane göğsümden içeri. Ben kulağınıza fısıldarım gece hikayelerimi. Pencereyi de açarız, belki bir gören olur mahallede. Arkamdan laf çıkartırlar; gece çökünce eve yarı yaşında oğlan alıyormuş diye. Hatırlarlar varlığımı, unutulmam ben de bir köşede. Hırsız bey gelmeniz lazım artık. Yaşım geçtikçe geçiyor her saniye. Hatırlanacak bir şeyler bırakmalıyım geriye. Sabaha karşı çıkarsınız, bu kez pencereden. Kapıdan çıkıp giden adamları sevmem ben. Eski bir hikayeyi hatırlatmadan gidin bana. Bu sizin şahsınıza munhasır bir yaşanmışlık olmalı. Ya da çıkın kapıdan, arkanıza son bir bakış atın. Son bakışınız bir sızı düşürsün içime. Bir degişiklik olsun bu kez. Geri gelmeyin ama halime üzülüp. Gündüz gelince kaybolur hırsızlar. Etaminler başlar, kahvaltılar yalnız edilen, demlikte çay gelir, kahvenin yanına konan bayata dönük kurabiyeler, sokak sesleri gelir, çocuklar belki döner bir bakış atar pencereme uysalından. Kovalarlar seni hırsız bey. Gündüzün kekremsi doluluğu tüm bencilliğiyle kovar seni. Sabaha karşı gidin siz. Arkanızdan feryat ederim gündüz. Üç numaradaki yaşlı teyzenin evine hırsız girmiş diye konuşurlar. Ben tek cığlıkla anlatırım ömrümü. Etrafımı ölümümden önce belki ilk kez saracak kalabalığa bakarım. 'Bakın ambulans kapiya gelmeden önce de bir kez sardınız etrafımı. Ceset olmadan önce de baktınız bedenime. Dinleyin şimdi çığlıklarımı.' Tek cığlıkta anlatırım derdimi. Söze gerek yok. Teyzenin feryadını hatırlasınlar yeter. Ne dediğimi bile unutsunlar. İcimde tutmaktan küflenmis kelimeler çorba olsun içimde tek cığlıkta kusayım, anlamasınlar, hissetsinler yeter. "Hırsız var!' Hırsız kadını çalmış desinler. Kadından hırsızlar geçmiş. Ah o geçmiş! Hırsızlar her yerde desinler. Ama lütfen ugrayın artık odama hırsız bey.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder